 |
|
|
|
(78) [EY İNSANLAR! Rabbinizin mesajlarına kulak verin,] çünkü, sizi işitme duyusuyla, görme duyusuyla, düşünme-hissetme yeteneğiyle donatan O'dur; [yine de] ne kadar az şükrediyorsunuz!
(79) Sizi çoğaltıp yeryüzüne yayan da O'dur; ve sonunda toplanıp O'na döndürüleceksiniz.
(80) Hayatı bağışlayan ve ölüme hükmeden O'dur; geceyle gündüzün birbirini kovalaması O'nun buyruğuyladır. Öyleyse, artık aklınızı kullanmayacak mısınız?
(96) [Fakat, onlar ne söylerlerse, ya da ne yaparlarsa yapsınlar, sen yine de onların işlediği] kötülüğü, en iyi yol hangisi ise, onunla sav: (çünkü) onların [Bize] yakıştırageldikleri şeyleri en iyi bilen Biziz.
(97) Ve de ki: "Ey Rabbim! Tüm kötü dürtülerin kışkırtmalarına karşı Sana sığınıyorum!
(98) Rabbim, onların bana yaklaşmalarından da Sana sığınıyorum!"
Mü'minun suresi |
  |
|
|
|
Birbirinize bugz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah'ın kulları, kardeş olun. Bir Müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
Buhârî, Edeb, 57, 58. |
  |
|
|
|
Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, söyleyeyim: ANNEM’ dir.
Eski Amerika başkanlarından Abraham Lincoln |
  |
|
|
|
Patates çuvalı
Bir lise öğretmeni, günün birinde derste öğrencilerine bir teklifte bulunur; “Bir hayat tecrübesi yaşamak ister misiniz?” Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler.
“O zaman” der öğretmen, “bundan sonra ne dersem yapacağınıza söz verin.” Öğrenciler bunu da yaparlar.
“Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın, hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!”
Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah, hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:
“Şimdi, bugüne dek affetmeyi istemediğiniz her kişi için bir patates alı, o kişinin adını, o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.”
Bazı öğrenciler torbalara üçer beşer tane patates koyarken, bazılarının torbaları neredeyse ağzına kadar dolmuştu.
Öğretmen kendisine; “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar; “Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.” Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar.
“Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor, hocam patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf gözlerle bakıyorlar bana artık, hem sıkıldık hem yorulduk.”
Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir;
“Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi, ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi, karşımızdaki kişiye bir lütuf olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek, en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.
“Altın öğütler ve öyküler, yakamoz yayıncılık” |
  |
|
 |