Genel • Yazılarım •

Sözleriniz Fotoğrafa Dönüşür

Tarih 08 Ekim 2013 | Yazar : | Kategori : Genel,Yazılarım | 0 İçerik

Ağzınızdan çıkan sözlere dikkat edin çünkü; SÖZLERİNİZ FOTOĞRAFA DÖNÜŞÜR

Sözcükler bizden muhatabımıza yürürken, yanına beden dilimizi, jest ve mimiklerimizi, ses tonumuzu ve inancımız kadar etkilenmiş vurgularımızı da beraberinde taşır. Yüreğimizdeki gücü kadar yüreğe etki eder. Bir şeye ne kadar inanırsak o kadar güçlü söyleriz ve bunu tekrarlarız. Bizim öğrendiğimiz şeylerin bize aktarılırken ki usulü ve üslübu da, hiç şüphe yok ki çok etkilidir. Öğrenme konusu söz konusu olduğunda tekrarlardan da mutlaka söz ederiz çünkü, kalıcı belleğe atmanın yani bilgiyi kalıcı hale getirmenin en sağlam adımlarından birisi de, kuşkusuz aradan 24 saat geçmeden tekrar edilmesidir.

Öğrenirken yani kalıcı belleğe atılırken bilgi önce bizim yüreğimize uğrar. Yüreğimizde kapladığı alan kadar zihnimiz ona yer açar. Sevme derecesi ile öğrenme hızı arasında direkt ve doğrudan bir ilişki vardır. Onu ne kadar önemsersek ve yüreğimizde ne kadar yer ederse, o kadar hızlı ve kalıcı bir şekilde hafızada yerini aldığını görürüz. Sadece kalıcı olabilmesi için öğrenme hızının yeterli olmadığını da burada hemen vurgulamalıyız çünkü önem vermek, başka adımlarıda beraberinde getirmezse çabuk unutulanlar listesine bir bilgi daha ilave edilmiş olacaktır. Öğrenmenin kalıcı olması için sevdirildi ve etkili bir biçimde sunumu yapıldı diyelim, bunun tekrar edilmesi ve görsel bir fotoğrafa dönüştürülmesi de lâzımdır.

Çocuklar, her anı öğrenmeye ayarlı bir süreçten geçerler. Her anımız, evet çocuğun şahit olduğu her anımız, bir bütünün parçaları gibi çocuğun zihnindeki fotoğrafı uçuşarak tamamlar. Şahit olmadıklarının da hayata yansımalarını ve diğer davranışlardaki işaretlerini okur ve hissesini alır. Anne baba hayat tarzı öğretmenleridir. Disiplin ve sıkı bir takiple yetişmiş anne babalar, doğruyu arayıp öğrenerek daha iyisini yaşamaya ve hayata geçirmeye kendilerini programlamamışlarsa, bir tarz tekrar eder durur ve anne babalarının kopyası olan iki insan, bu tarzdan kendilerinin çektiklerini unuturlar ve çocuklarına da aynısını hatta daha fazlasını çektiriler. Ondan sonra da kendi inandıklarını destekleyecek malzemelerle uzun sayılabilecek bir savunma ve haklılık listesini masumiyet belgesi niyetine zihinlerinde dönderir durular.

Bu tarzda; gördüğü her olumsuz şeyi eleştirme, tenkit etme, kendi gördüğü modelin yansıması olarak ta bunun gereği olan davranışı sergilemektedir. Bu bağırıp çağırarak azarlama, yoğun ve sürekli eleştiri, başkalarının yanında mahcup etme, ceza verme ve en sevdiği şeylerden mahrum etme ve oyunlarına engel koymaya varıncaya kadar canını acıtmak ve güya ders vermek amacıyla geniş bir yelpazede yerini almıştır. Bütün bunlar onlara göre şüphesiz ki çocuğun iyiliği için yapılır. Eyleminin sonucunu doğru olup olmadığını sorgulamadan ve bunun çocuğunu nasıl etkileyeceğini hesaplamayan anne babaların tutumları, iyilik bir yana, bu dünyada hiç kimsenin yapamayacağı kötülüğü çocuğuna yapmış olmakla neticelenecektir hiç kuşkusuz. Çünkü en derinden etkilenmeler ocağıdır aile. Çocuğunuz dünyaya karşı sizden aldığı güçle, cesaretle ve moralle duruş sergileyecektir. Anne babasının sevgisini, güvenini ve desteğini yedeğine almış bir çocuktan daha mutlu ve daha güçlü kim vardır? Bunu alamadığında da kendisini en zayıf kimse gibi hissetmesine engel olacak ne ve kim vardır?

Şimdi; iyi olsun diye söylenen sözlere, uygulanan yaptırımlara ve bunun çocuğumuzdaki etkilerine bir bakalım. Atasözlerimizin birinde, “YAKIŞTIRMA YAPIŞIR” denir. Çocuk başlangıçta başka bilgi kaynağı olmaksızın aileden beslenir. Tertemiz zihinler, anne babanın söylemleri ile dolar ve kendisinin nasıl olduğunu onlardan öğrenir. Yabancı bir yazar, “Ailelerimiz bizim boy aynalarımızdır, kim olduğumuzu ve ne olacağımızı onlardan öğreniriz” diyor. Öğrenmede tekrarların öneminden kısaca bahsetmiştim. İşte şimdi en etkili öğrenmenin kıyısındayız. Anne baba kendi yetiştirilme tarzıyla kafasında bir anne baba tutumu oluşturur. Anne dediğin baba dediğin böyle olur, şöyle şöyle olur. Böyle yapmazsam şöyle olur” gibi kendisinin test edilmeden onaylanmış ve kendi anlayışına göre onay kaynakları bulmuş olarak hayata geçirmeye başlarlar. Buna ilâveten, hayatın içindekilerin tümüne dair oluşmuş anlayıştan çocukta nasibini alır ve “çocuk dediğin şöyle şöyle olur ve şöyle davranması gerekir” diyerek, kendinden menkul tasdiklerle icraata başlar. İşte olanlar asıl bunlardan sonra olmaya başlar. Zihninde sadece kendisini bağlayan düşünceleri, artık yeni ve başka bir muhataba daha şekil vermeye başlamıştır. Fakat bu arada bu anlayışla beslenen bir hayat biçiminin varlığını da tespit etmeden geçmemeliyiz çünkü bu atmosferde soluk almaya başlayacaktır çocuk.

Daha dünyaya yeni açtığı gözleri ile gördüğü ilk şey, yanlış kurallarla snırları daraltılmış bir dünyada, kısıtlı ve engellerle dolu, artı olarakta her adımda kendisini gözetleyen ve yapmadıklarını önüne bir engel gibi büyüterek çıkaran bir anne baba. İçindeki deneme arzusu sürekli ‘hayır’larla geri çevrilmiş bir çocuk, giderek deneme isteği köreldiği için artık istemekten vazgeçebilir. Ya da asi evlât ya da isyankâr denilen cinsten biri olmayı göze alarak ne denirse tersini yapmaya başlar ki bu da ya içe dönerek kendisiyle ya da dışa dönüp karşısındakilerle savaşmak anlamına gelir. Bunun da ağır bir bedeli vardır; sürekli eleştirilmek, engellenmek, ceza verilerek mahrum bırakmaya çalışmak ve memnun olunmadığını her fırsatta ifade etmek. Anne baba bu durumda sözlerini dinleyen ve içe dönerek coşkusunu nice acı ve ızdırapla bastıran çocuğa ödül niyetine memnuniyetlerini her fırsatta ifade edip överek bu durumu pekiştirirler. Artık kendi istedikleri gibi isteklerini körelttikleri ve çocukluğunu kötürüm bıraktıkları çocukları ile mutlu mesut yaşarlar. Ne zamana kadar ki, okul hayatı başlayıp “haydi başar şu dersleri de ben kendimi iyi anne -baba olarak göreyim” deme zamanına kadar. Olmadığını gördüklerinde ise şaşırırlar. Asıl şaşırılması gerekenlerin kendileri ve kuralları olduğunun farkında olamadan.

Ne ektiniz ki ne biçiyorsunuz? Hangi motivasyonu verdiniz, neyi tecrübe etmesine izin verdiniz, hangi övgüyle daha çok gelişmesine katkıda bulundunuz? Dağıtıp döktüğü, kirlettiği, bozduğu ve sizi üzdüğü hangi zaman bunlar çocukluk aşamalarının normalleridir dedinizde şimdi buna uygun beklenti içine girdiniz? Ne zaman bu bilgilerinizin çocuk yetiştirmek için yeterli ve elverişli olup olmadığını sorguladınız?ve bunların doğru olduğundan nasıl emin oldunuz?

Çocuklar, en yakın olduklarının yakın takibine alındığında, onların mesajlarıyla hareket etmeye başlar. Gözlerinin içine baktığındaki gördüğü şeydir yüreğine işlenen. Adı ne olarak konulduysa  bunun, çocuğun gözbebeklerinden anlaşılır. Başını dik tutması belini doğrultması ve geriye değilde önüne ve yukarılara bakması; kendisine inanılması ve bunun hayatın içinde örneklenmesi ile mümkündür. Tecrübelerle desteklenmiş ve her denemesinde beceremese bile çabasından dolayı taktir edilen bir çocuk, deneme ve başarma azmiyle dolar, en önemlisi de eksiğini görmeye müsait bir psikolojide olur. Tam tersi olursa adım atmaya korkar.

Sürekli ne denirse çocuğa, ona inanmaya meyillidir çocuk yüreği. Kendisini suçlama malzemesi   anne babası tarafından eline tutuşturulursa, ve tekrar ederlerse durmadan, çocuğun hayat haritalarının duraklarını işaret etmiş olurlar.

Yapamazsın, beceremezsin, başkaları senden iyi, beni üzüyorsun kötü bir çocuksun, bak başka çocuklar hiç senin gibi mi, onlar senden daha iyiler, seni sevmiyorum, bıktım senden, senin annen olmayacağım, seni çingenelere vereceğim, sana şunu şunu almayacağım, Allah seni bildiği gibi yapsın” mesajları, çocuğun zihninde kendi fotoğrafını çizen ressam gibidir. Bu sıfatlar, çocuğun yüzünü aydınlatacak portreler oluşturmaz. Bilakis, konuşmaya, adım atmaya, dik durmaya ve kendisine güvenmeye engel olan bu mesajlar, zihnine kazınır ve en ufak bir adım atma teşebbüsünde açığa çıkar ve “sen nesin ki bunları yapacaksın, bırak onu sen beceremezsin, elâleme rezil olursun. Senin hakkında annen baban bile böyle düşünüyor ve sen zaten öylesin” der içindeki ses ve çocuk belkide dünya çapında bir yeteneğe sahipken bastırılmış isteklerinin enkazında debelenmeye başlar. Bu durum belini büker, yürüyüşünü değiştirir. Zayıf duruşuna güçsüz ve güvensiz bir görüntü hakim olur.

Her adımda kendisine söylenenlerle hareket eden çocuk, zaten inanmaya hazır zihniyle söylenenleri haklı çıkaracak şekilde davranmaya ve kendisininde öyle olduğunu gösteren sonuçlara imza atmaya başlar. İşte kehanet gerçekleşmiş ve sen böylesin denilen durum oluşmuştur.

Bundan sonra anne baba, “Biz sana demedik mi bak işte bizi haklı çıkardın” diyerek çocuğun daha derinlere düşmesine ve hayatı yanlış yaşamasına sebep olacakları bir kulvara savururlar. İşte depresyonda, özgüvensiz, içe dönük bunalım takılan ya da dışa dönük agresyon sergileyen uyumsuz tipler böyle böyle oluşur. Hayatta başarıyı yakalayamadıkça kendini suçlar ya da her başarısızlığın altında başkalarının rolünü arar ve bulduğunu sandığı belirtilere can simidi niyetine sarılır.

Allah’a has kul olma derdiyle okudukça okuyan, düşünerek hareket edip düşünürlerin ve ilim adamlarının peşini bırakmayan, zihninde sürekli “Ben nasıl davranırsam doğru olur, nasıl daha iyi insan olabilirim ve karşımdaki insanların iyiliklerinin ortaya çıkmasına nasıl katkıda bulunabilirim, nasıl yaşarsam Allah ve güzel Rasulü razı olur” gibi hayati soruları soramayan ve olabileceği bütün güzelliklerden fersah fersah uzaklaşmış insan tipini, sözlerimiz ve onlarla bütünleşmiş yaklaşım biçimlerimiz oluşturur.

Ağzınızdan çıkanlara dikkat edin çünkü sözleriniz fotoğrafa dönüşür. O fotoğraflar ilerletir ya da geriletir. O fotoğraflar kişiyi kendisine inandırır ya da inancını tüketir. O fotoğraflar konuşturur ya da susturur. O fotograflar çabalarını artırır ya da eksiltir. Aslında eksilen insanın kendisidir. Allah’a giden yolda her an daha ileride olmak için lâzım olacak motivasyon, anne babanın ve onun yakın akraba destekçilerinin, kimi zaman öğretmen ve arkadaşlarının sözlü ve fiili darbeleriyle örselenmiş, yara almış ve yerle bir edilmiştir. Ağzımızdan çıkan sözlere jest ve mimiklerimiz, ses tonumuz, beden dilimiz-enerjimiz, tavır ve tutumlarımızda eşlik eder ve bütüncül mesaj güçlü bir etki ile zihinlere kodlanır. Devam eden mesaj sağanağı aklı zihni sırılsıklam eder, hal takat bırakmaz. Ondan sonrada “haydi adam ol, haydi başar, haydi bizi memnun et, ele güne karşı bizi gururlandır” mesajlarını hiç düşünmeden çocuklarına iletirler ve şaşılacak bir şey ki olumlu bir gelişme ve yüksek performans beklerler. Olmayınca da tüketen mesajlara suçlayıcı ve aşağılayıcılarını da ilâve ederek bıraktıkları “yerden elimizden geleni yaptık” avunmasıyla devam ederler.

Terapi eğitimlerimizde çok sık kullanılan bir söz vardır. “ Bir resim bin sözcükten etkilidir.” Japon ata sözü olduğunu öğrendiğim bu söz, çocukları eğitirken kullanılabileceğimiz çok önemli bir avantaj iken dezavantaja dönüştürmemiz tolumumuz ve insanımız adına çok büyük bir talihsizlik. Modelini satır aralarına ve siyerin satırlarına hapsetmiş, arada sırada ya da sık sık hatırlayıp evet Allah Rasuulü şöyle yapmış, şöyle davranmış deyip bildiğini yapan anne baba olmaktan istifa etmeye davet ediyorum hepimizi. Okuyup hatırlayan ve sonrada bilidiğini yapmaya devam eden değil, yaşamak için okuyup öğrenen, her seferinde bir davranışı hayatına geçirmenin mücadelesini veren uyanık ve bilgiyle bilgelenme yolcusu olan anne baba davet ediyorum.

Biribirimizin iyiliği için dua etmenin önemine yürekten inanan birisi olarak, yürek dolusu dualarımı Rabbülalemin’e arz ediyorum ki bizi, önce alimleri, sonra düşünürleri, sonra sanatçıları sonra anne babaları, sonrada genç ve çocukları olmak üzere, rızasını sevdası edinmiş bir ümmet eylesin ve Hakka yaraşır bir sorumlulukla güzelleşelim ve güzel nesiller yetiştirelim.

Bu yazı 2.808 kere okundu.